Kültür ve Toplum

 

CUMHURİYETİN 79. YILINDA EĞİTİMİMİZ

Prof. Dr. Meral Aksu
Ortadoğu Teknik Üniversitesi
Eğitim Fakültesi Dekanı

TAKDEN'de 30 Ekim'de yapılan konferansdan görüntüler

 

Foto: Öznur Jost

CUMHURİYETİN 79. YILINDA EĞİTİMİMİZ

Prof. Dr. Meral Aksu
Ortadoğu Teknik Üniversitesi
Eğitim Fakültesi Dekanı

Cumhuriyetimizin kuruluşunun 79. yılında eğitim alanında 79 yılda başardıklarımız ve halen başarmaya çalıştıklarımıza bakmak istiyorum.

Cumhuriyetimizin ilk yılları halkımız savaşlardan çıkmış, yoksul ve perişan, hasta adam.

Nüfus, 1925de yaklaşık  12 milyon.

Cumhuriyetten önce ülkede eğitim ulusal olmaktan uzak, okullar birbirlerine kapalı  dikey kuruluşlar halinde ve eğitim 3 ayrı kanalda yürümekte.

1. Mahalle mektepleri ve medreseler- Kuran öğretimi ön planda, Arapça ve ezbere dayalı bir öğretim

2. Tanzimat okulları- İdadi ve Sultani

3. Yabancı dilde öğretim yapan okullar- Kolejler ve azınlık okulları

İlk ve orta öğretimde yaklaşık 5bin okul, 360 bin öğrenci ve 12 bin öğretmen var. Yüksek öğretimde ise 1 üniversite, 3 bin öğrenci ve 300 öğretim elemanı mevcut. Tüm ülke nüfusunun %7 kadarı okuma (Elifba) biliyordu. Erkek nufüsun %10, kadın nüfusun binde 4 kadarı okuma biliyordu. Okuma bilenlerin %5i yazma biliyordu.

Cumhuriyeti kuranlar bu tabloyu görmüşler ve uygarlık Avrupasının bir parçası olmayı devletin ve toplumun hedefi olarak benimsemişler ve ulusal eğitime çok büyük bir önem ve öncelik vermişlerdir. Yeni ve modern bir toplum oluşturmanın ve kalkınmanın temelini iki ana alanda  görmüşlerdir. Bunlar “eğitim” ve “ekonomi”dir.

Bu amaçla Cumhuriyet ilan edilmeden önce, düşman Ankara’ya çok yaklaştığı sırada  ilk iş    olarak    15-22 Temmuz    1921 de   “Maarif”   ve   “İzmir İktisat”  

(17 Şubat–4 Mart 1923) Kongreleri toplanmıştır. M.K. Atatürk kurtuluş savaşını sürdürürken öğretmenlerle birlikte cehaletle amansız bir savaş içine girmiştir. “Bir millet irfan ordusuna malik olmadıkça savaş alanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferler kalıcı sonuç vermez” diyerek eğitimin önemini vurgalamıştır.

Cumhuriyetin ilanından 4 ay gibi çok kısa bir süre sonra 3 Mart 1924 tarihinde 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat yani Öğretimin Birleştirilmesi kanunu çıkarılmıştır.Bu kanunla mahalle mektepleri ve medreseler kapatılmış, Tanzimat okulları geliştirilmiş ve yabancı okullar Milli Eğitim Bakanlığının gözetimi ve denetimi altına verilmiştir.

Eğitim hem cumhuriyetin, hem de demokrasinin alt yapısı olarak kabul edilmiştir.

Atatürk’ün eğitim ilkeleri şöyle özetlenebilir.

1.     Eğitim ulusal olmalıdır.

2.     Eğitim bilimsel olmalıdır.

3.     Eğitim laik olmalıdır.

4.     Eğitim karma olmalıdır.

5.     Eğitim uygulamalı olmalıdır.

M. K. Atatürk’ün eğitimle ilgili düşünceleri 8 Mart 1923 tarihinde yayımlanan bir genelge ile Eğitim Andı (Maarif Misakı) olarak uygulamaya koyulmuştur. Eğitim Andı ulusal eğitimin temel amacını: “Türk ulusunu uygarlık düzeyinde en ileriye götürmek ve yeni nesilleri, Türk olmak haysiyetinin gerektirdiği bu hedefe en kısa zamanda varmayı mümkün kılacak aşk, irade ve kudretle yetiştirmek” olarak belirtmekteydi.

Cumhuriyetin ilk yıllarında eğitimin temel özellikleri şöyle tanımlanmaktaydı:

  1. Eğitim kapsamlıdır ( çağın gereklerine ve toplumun gereksinmelerine uygun program içeriklidir), ulusaldır, laiktir.

  2. Genel hedef: “Türk ulusunu uygarlık düzeyinde en ileriye götürmek ve yeni nesilleri, Türk olmak haysiyetinin gerektirdiği bu hedefe en kısa zamanda varmayı mümkün kılacak aşk, irade ve kudretle yetiştirmek” 

  3. Hedef: ulusal bilinç ve iradeye sahip, devletteki hak ve görevini kavramış, sosyal yeteneklerle donanmış özgür vatandaşlar yetiştirmek.

  4. Öğretim tamamiyle özgürdür. Programlarda ve derslerde yalnız bilimlerin yöntemleri egemendir. Din derslerinin programlarda düşünceyi daraltıcı egemenliğine son verilmiştir. Özgür düşünce teşvik edilmiştir. Böylece cumhuriyetin “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller yetiştirmesi yolu açılmıştır.

  5. Okullardaki disiplin şekli de, öğrencilerin okul toplumunun özgür fertleri sıfatıyla hak ve görevlere sahip insanlar gibi hareket etmesi ve doğrudan kendi kendilerini yönetmeye alışmaları ilkesine dayanır.  

Cumhuriyetimizin ilk yıllarında yurttaş bilinci ve uluslaşma kültürünün yaygınlaştırılması amacıyla, 

Harf devrimi (1 kasım 1928)

Ülke çapında okuma –yazma seferberlikleri / millet mektepleri (1929)

Halk evleri (1932)

Köy enstitüleri uygulamalarını (1940-1954),

Sonraki yıllarda da öğretmen yetiştirmek amacıyla,

İlköğretmen okulları

Eğitim enstitüleri

Yüksek öğretmen okulu

Kız teknik yüksek öğretmen okulu

Erkek teknik yüksek öğretmen okulu

gibi uygulamalarını görmekteyiz.

Ayrıca 1973 yılında çıkarılan Milli Eğitim Temel Yasası ve belirli aralıklarla toplanan Milli Eğitim Şuraları (ilki 1939) eğitimimizi geliştirme çabalarının örnekleridir.

Sayısal olarak 79 yıldaki gelişmemize bakacak olursak,

 

Eğitim Kademelerine göre Okul, Öğrenci ve Öğretmen sayılarında Artış

(1923-1924/ 2001-2002

                              Okul sayısı                            Öğrenci sayısı                      Öğretmen sayısı

Eğitim Kademesi

1923

1924

2001

2002

Artış

(Kat)

1923

1924

2001

2001

Artış

(Kat)

1923

1924

2001

2002

Artış

(Kat)

Okul öncesi

80

610

7

5880

289.118

48

136

18.149

132

İlköğretim

5010

35.044

6

351.835

10.562.426

29

11.292

375.620

32

Ortaöğretim

43

6.389

148

3.799

2.855.851

751

838

145.461

173

Örgün Eğitim Toplamı

5.133

42.043

9

361.514

13.707.395

37

12.266

539.230

43

Yaygın Eğitim

 

7.261

 

 

3.211.278

 

 

49.989

 

Yükseköğretim

1

76

75

2.914

1.015.151

347

307

77.110

250

GENEL TOPLAM

5.134

49.380

11

364.428

17.933.824

48

12.573

666.329

52

 

 

Yıllara göre okullaşma oranı (%)

Yıllar

İlkokul

Ortaokul

Lise

Genel liseler

Mesleki ve Teknik Liseler

Örgün

Yükseköğretim

Örgün+Açık Yüksek

öğretim

1970-71

86.4

32.7

17.6

10.5

7.1

6.1

-

1996-97

99.8

69.6

54.7

30.8

23.9

14.7

22.4

 

Bu tabloya baktığımızda sayısal olarak Cumhuriyetimizin başarılarını görmemiz mümkün.

Bugün 

Yaklaşık 18 milyon genç okuyor

50bine yakın okulumuz var

yaklaşık 550bin öğretmenimiz, 

76 üniversitede yaklaşık 80 bin öğretim elemanımız ve

1 milyon üniversite öğrencimiz var.

1925de 12 milyon olan nüfusumuz bugün 67 milyon, 

Ülkemiz hasta adamdan, Avrupa Birliğine aday ülke olma konumuna gelmiş.

Uygarlık savaşında maddi yönde büyük başarılarımız var.

79 yıl içinde

ülkemizdeki insan ömrü uzamış

doktor sayısı artmış

baraj sayısı artmış

otomotiv sanayi kurulmuş ve ilerlemiş

haberleşme,TV ağı v.b. 

çeşitli alanlarda gelişme gözlenmekte...

Bu önemli sayısal başarılar eğitimde kalite artışı ile birlikte mi gitmiştir, bugün neredeyiz, neleri eksik ya da yanlış yaptık, neleri düzeltmemiz ya da geliştirmemiz gerekiyor bir de onlara bakalım.

Eğitim, bireyin düşünsel, duygusal, bedensel ve sosyal yeteneklerini bir bütün olarak geliştiren bir süreçtir. Eğitim yoluyla bireyin kendisi ve içinde yaşadığı toplum ve dünyaya uyum sağlayabilmesi, mutlu ve üretken olabilmesi için ortamlar hazırlanır.

Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk  “Milletleri hür ve bağımsız kılan da, köleliğe mahkum eden de eğitimdir” demiştir.

Bugün ülkemizde yaşadığımız sıkıntıların temelinde Cumhuriyetin ilk yıllarında eğitim ve ekonomiye verilen önemin sürdürülememesi yatmaktadır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında belirlenmiş olan  hedeflerin uygulanması ve yaygınlaştırılması süreci çok partili döneme geçilirken sekteye uğramıştır. Öncelikle, amaçlarından saptırılan ve sayıları özellikle 1970 ve 1990larda çok  artan imam hatip liseleri ile öğretim birliği yasası delinmiştir.

Bugün herşeyin süratle değiştiği bilgi çağında yaşıyoruz. 21. yüzyıl bilgiyi üreten, uygulayan ve değerlendiren ülkelerin yüzyılıdır. Hızlı bilgi artışı, hızlı değişme ve hızlı gelişme 21. yüzyıl bilgi toplumunun özelliğidir ve bilgi toplumuna geçişte en temel unsur eğitimdir. Bilgi toplumunun insanını yetiştirmek için günümüzde, duvarsız okullar, uzaktan öğretim, multi-medya ile öğrenme, öğrenci merkezli öğrenme, internet okulları gibi uygulamalar önem kazanmaktadır.

İşte bu bilgi çağında, 2002 yılında Türkiye’de

Nüfusun

%10  okur yazar değil

%7    okur yazar (örgün eğitim görmemiş)

%57   ilkokul

%11   ortaokul

%8     lise

%7     üniversite

mezunu.

Nüfusun ortalama eğitim süresi 3.5-4 yıl civarında. Bu oran AB ülkelerinde 8-10 yıl civarinda.

Bugün yaklaşık 67 milyon nüfuslu Türkiye’de

1300 kütüphane

11 milyon kitap varken, (kişi başına düşen kitap sayısı 0.16)

92 milyon nüfuslu Almanya’da

14 400 kütüphane

170 milyon kitap var.( kişi başına düşen kitap sayısı 1.85)

Ülkemizde üniversiteyi bitirenlerin sayısı 1965 yılına oranla 4 kat artmış, ancak kitap okuyanların sayısı azalmıştır.

 Kitap okuyanların  oranı

1965 %27
1980 %5,7
1990 %2,5
1997 %3,5

dur. Bugün gazete okuyanlar nüfusun ancak %5idir.

2002 yılında Üniversite giriş sınavına 1,5 milyon öğrenci girmiştir. Bu öğrencilerden 8.819u sınavdan 0 puan almıştır.

Yine 2002 yılında Ortaöğretim kurumları öğrenci seçme sınavına giren 562.196 öğrenciden 2773ü 0 puan almıştır.

Toplumun geneline baktığımızda temel değerlerimizin dejenerasyona uğradığını görüyoruz.

Peki bu tabloda nerelerde eksik ya da yanlış yaptık?

Çağdaş eğitim sisteminin temeli öğrenmeye, düşünmeye, yaratıcılığa, girişimciliğe ve üretkenliğe dayanır.

Bugün AB ye giriş sürecinde, ulusal değerlerle evrensel değerleri birleştirebilen çağdaş bir eğitim sistemi ile,

Atatürk milliyetçiliğine ve Atataürk ilke ve inkilaplarına bağlı,

Demokratik değerleri benimsemiş,

Kişisel sorumluluk duygusuna sahip,

Milli kültürü özümsemiş,

Yaratıcı, girişimci, katılımcı, insalcıl,

Sorgulayan, eleştiren, tartışan, muhakeme eden, karar veren,

Hak ve sorumluluklarının bilincinde,

Kendine güvenen,

Bilgi ve becerilerini sürekli geliştiren,

Çağdaş uygarlığa katkıda bulunan,

Bilgi çağına uygun,

Yüksek nitelikli

bireyler yetiştirmemiz gerekmektedir.

Peki mevcut eğitim sistemimiz ve uygulamalarımız bu insanı yetiştirmek için yeterli midir?

Sürekli gelişme çabaları ve uygulamaları olmasına rağmen günümüzde halen eğitimimizde,

Öğretmenin bilgi aktarıcı, öğrencinin alıcı rolünde olduğunu,

Tek bilgi kaynağının ders kitabı olduğunu,

Sadece bilgiye ağırlık veren bir eğitim yapıldığını, bireyin bir bütün olarak gelişiminin ihmal edildiğini

Sınavlar üzerine kurulmuş bir değerlendirme sistemi olduğunu ve

Öğrencilerin kendi ilgi, istek ve yeteneklerine göre değil, büyüklerin isteklerine göre yönlendirildikleri bir yetiştirme sistemi olduğunu,

görmekteyiz.

Ne yazık ki bu sistemle etkisiz ve tepkisiz bir toplum yaratıldı ve üretmeden tüketen kuşaklar yetiştirildi. Ezberciliğe dayalı bir eğitim sistemi ile eğitim kademesi yükseldikçe çocukların yaratıcığını körlettik. Diplomaya ve üniversite giriş sınavına endeksli bir eğitim sistemi ile kaliteyi göz ardı ettik.

Ülkemiz eğitim sisteminde çok hızlı nüfus artışına cevap verecek sayısal artışla başa çıkmaya çalışırken her zaman kaliteyi dikkate alamamıştır.

Milli gelirden eğitime ayrılan pay yıllar içinde düşmüş ve son yıllarda %2ye kadar inmiştir. Devlet bütçesinden İlköğretim çağındaki öğrencilere  öğrenci başına yılda 250 $ ayrılabilmektedir. Bu pay OECD ülkelerinde 3800 $ın üzerindedir. Üniversitelerimizde de benzer bir durum gözlenmektedir. Cumhuriyetimizin 65. yılına kadar ülkemizde toplam 28 üniversite var iken  1992 yılında bir patlama yaşanmış ve 21 devlet üniversitesi birden kurulmuştur. Siyasi kaygılarla kurulmuş, alt yapısı ve öğretim elemanı olmayan bu üniversiteler mali yükü arttırmış, ancak üniversite sayısı artmasına rağmen  üniversitelere ayrılan kaynak düşmüştür. Yükseköğretimin eğitim bütçesi içindeki payı ortalama %2,5 civarındadır. Bu bütçe ile bilimsel araştırmalara yeterli kaynak ayrılmamakta  ve araştırma yapmak yeni çıkarılan yasalarla giderek zorlaşmaktadır. Bugün 53 ü devlet olamak üzere 76 üniversitemiz vardır ve kurulması için yasa tasarısı verilmiş 42 üniversite sırada beklemektedir.

Okul eğitimin kalbi, öğretmen beyni, öğrenci de ürünüdür. Eğitimin temel unsuru olan öğretmenin yetiştilmesinde de geçmişte bazı hatalar yapılmıştır. Öğretmen açığı nedeniyle, mektupla öğretim, hızlandırılmış eğitim, dışarıdan diploma verme gibi yöntemlerle öğretmen yetiştirilmiş ve meslekleri öğretmen olmayanlar öğretmen olarak atanmışlardır. 1982  yılında çıkarılan Yüksek Öğretim Kanunu ile öğretmen yetiştirme üniversitelere ve eğitim fakültelerine verilmiştir. Ancak Eğitim Fakültelerinin Üniversiteler içinde gelişmeleri için kaynak yaratılmamış, fırsat verilmemiş ve bu fakülteler istenilen düzeyde gelişememişlerdir. 1997 yılına kadar MEB ve Üniversiteler arasında öğretmen yetiştirme konusunda sağlıklı bir işbirliği yapılamamıştır. Bir eğitim sisteminin amacına uygun öğrenciler/bireyler yetiştirebilmesi, iyi yetişmiş, mesleğinde yetkin ve söz sahibi öğretmenlere bağlıdır. Bu öğretmenlerin bilgi ve becerilerinin günün gelişmelerine paralel olarak sürekli güncellenmesi gerekmektedir. Bu da düzenli ve sistemli bir hizmet içi eğitim ile sağlanabilir. Bizim ülkemizde diplomalar ömür boyu geçerlidir. Gelişmiş ülkelerde öğretmenlerin mesleklerini sürdürebilmeleri için belli aralıklarla eğitimden geçmeleri gerekmektedir.

Günümüzde batılılaşmanın öncüsü bilim, teknoloji, demokrasi ve insan haklarıdır. En faydalı yatırım da insana yapılan yatırımdır. Eğitimizdeki zorlukların  nedeni daha önce de belirttğim gibi  Cumhuriyetin ilk yıllarında üzerinde durulan iki temel alan olan eğitim ve ekonomiye yeterli önemin verilmemesine bağlıdır. Ancak eğitimde bugün yaşadığımız sıkıntıların nedeni sadece mali değildir, zihniyet değişikliği de gerekmektedir.Yetişmişlerin eğitimin dışında kalmadığı, aile ve toplumsal kurumların sorunları ve sorumlulukları paylaştığı, herşeyin devletten beklenmediği bir anlayış ile ve insanı insani değerlerle algılayan, özgür, eşit adil ortamlar sağlayan, bütünlük içinde ve dinamik bir eğitim sistemi ile zorlukları aşabiliriz.